7 Ekim 2010 Perşembe

Wag The Dog

                                                                                                       
"Köpek niçin kuyruğunu sallar. Çünkü köpek,kuyruğundan daha akıllıdır. Eğer kuyruk daha akıllı olsaydı, kuyruk ,köpeği sallardı."Filmin daha başında geçen bu sözler aslında tüm  filmi özetleyecek nitelikte.Galiba bu yüzdendir,film  Amerika  Birleşik Devletlerinde fazla beğenilmedi.Savaş Tanrısı filminde de olduğu gibi ne zaman Amerikalı büyüklere tabiri caizse laf sokulsa ,film ne kadar iyi olursa olsun hak ettiği yeri bir türlü bulamıyor.

Filmin konusu  hafif  Bill  Clinton'ın maceralarını anımsatsa da,filmde sözü  edilen başkan bu işin üzerini örtmekte bir hayli başarılı.Film  kısaca Beyaz Saray'a gelen ponpon  kızlara tacizde bulunan Amerikan başkanının bir şekilde bu işten yakasını sıyırma çabaları üzerine kurulmuş.İşin kötü yanı da Amerika'daki seçimlere az bir zamanın kalması.Bu sıyrılma  işini   Conrad  Brean(Robert De Niro) adında bir gazeteci üstleniyor.

 “Medyanın gücü adına !” diye haykırmaya yol açacak cinsten bir film. Conrad’ın ilk işi  Hollywood'un ünlü yapımcısı Stanley Motss’un (Dustin Hoffman) kapısını çalmak.Stanley’i ikna etmek o kadar da kolay değil.Fakat Conrad, onu  vaatleriyle(ün,şan.şöhret) ikna etmeyi(kandırmayı) başarıyor.Ne mi yapıyorlar?Sanal savaş daha doğrusu uydurma bir savaş desem.Öncelikle savaş yapılacak bir devlet  bulunuyor.Neresi mi?Arnavutluk.Neden mi?Bunun sebebini  Filmdeki  Conrad ile Beyaz Saray Basın ilişkileri sorumlusu Winifred Ames(Anne Heche)arasında geçen konuşmalar çok güzel açıklıyor:

Winifred şaşkın bir şekilde: Arnavutluk mu? Diye sorar havalimanında bir yandan koşar adımlarla yürürken.
Conrad: Evet.
W:Neden?
C:Neden Olmasın? Ve ekler: Onlarla ilgili ne biliyorsun?
W:Hiçbirşey.
C:Güzel işte, sinsi olabilirler, soğuk olabilirler…
W.Evet ama bize ne kötülük yaptılar.
Conrad: Ne iyilikleri oldu ki? Der ve işin detayına geçerler.

Ardından Arnavutluğa sudan  sebepten hayali bir savaş açılır.Sahte çekimler yapılır,savaş fotoğrafları yayımlanır.Amaç,Amerikan kamuoyunu iki hafta boyunca savaşla uyutup,başkanın  skandalının ortaya çıkmamasını sağlayarak,seçimleri kazanmak ve film  bu çaba üzerine kurulup ilerler.Şimdi düşünüyorum da,filmin şöyle harika bir senaryosu  yok fakat Barry Levinson Amerikan siyaseti ve medya ilişkileri üzerine  gayet güzel, iğneleyici bir iş çıkarmış ortaya.Oyunculuklar hakkında konuşmama gerek var mı,bilemiyorum ama Robert De Niro  “ya bu adam her rolü beceriyor” dedirtiyor yine.Conrad  karakterinin umursamaz ama bir o kadar da ne yaptığını bilen,yer yer tatlı dille,yer yer ciddi,zaman zaman  bıyık altı  tehdit edici karakteristik  unsurlarını harika bir şekilde yansıtmış perdeye.Stanley karakterin de ise Dustin Hoffman,hayatta paraya doğmuş,bunun yanı sıra halka kendini tanıtmak,ispatlamak isteyen takıntılı film yapımcısı rölünü tam  tadında gerçekleştiriyor.Ne diyeyim daha,alın izleyin derim . İyi Seyirler.
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder