15 Mart 2012 Perşembe

Itır Erhart ile Kadın ve Toplum

Itır Erhart, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi ve Türkiye’de her anlamda azınlık hakları konusunda duyarlı ve aktivist bir kadın.  Gerek eğitimini verdiği kadın merkezli dersleriyle, gerekse toplumda kadın konusundaki duruşu ve düşünceleriyle, kadın haklarının düzenlenmesi ve erkek-kadın eşitliğinin topluma kazandırılması konusunda çok önemli bir isim. Kendisiyle 8 Mart kadınlar gününe istinaden “kadın ve toplum” konusu çerçevesinde kısa bir röportaj yaptım. Açık fikirliliği, samimi tavırları ile röportaj resmiyetinde karşılıklı bir sohbet havasından geçmek hiç zor olmadı. Bu durum da kendisini daha önceden tanıyor olmamın ufak bir payı olsa da, eminim Itır Erhart kendisinin düşüncelerine ilgiyle yaklaşan herkese aynı tavrı hiç çekinmeden gösterecektir.

O gün kendisinin yanına gitmeden önce çevremdeki birkaç kişiye hayatlarında önemli saydıkları (yazar, ressam vs.) üç önemli ismi sordum ve özellikle belirtmeliyim ki aralarında kadın olanlarda vardı. Toplamda otuz cevap aldım ve bu otuz cevap içerisinde önemli sayılan hiçbir  kadın ismi yoktu. Aynı soruyu Erhart’a da yönelttim girizgâh olarak, bu zihin yoklama sorusunda onun saydığı ilk isim bir kadındı. Erhart; “Öncelikle Simone de Beauvoir saymam gerekli sanırım” dedi.  Itır Erhart’ın sorudaki tuzağı fark ettiğini düşündüm, evet fark etmişti, fakat fark etmemiş olsa bile vereceği cevabın bu olacağı kanısındayım. Ve ekledi; “…sanırım felsefe kökenli olduğum için Descartes ve Aristoteles. Kafasındaki 3 ismi saymıştı ve durum 2-1’di. Bunu kendisine söylediğimde ve soruyu sorma niyetim iyiden iyiyi açığa çıktığında ise Erhart; “Toplumda kadın dışarıda olmamış ki, evde çocuk bakmış, kendisine verilen işleri yapmış, sizin sorunuza hiç kadın cevap alamamanızın sebebi de bu zaten, onun için arkadaşlarınızın aklına gelmemiştir, kadınlar evlerindeydi çünkü.”   Konuşmamız bu çerçevede biraz daha sürdü. Ardından röportajımızın sorular vasıtasıyla yönlenmesi için aslında “bamteli”ni teşkil eden soruyu sordum. Etrafından dolanmak gereksizdi nitekim. “Kadın neden aşağılanır toplumda, yani neden kadın küçük görülür, sizce temel neden nedir? Şimdi modern çağda sizce ne değişti de kadının statüsünde her anlamda bir artış meydana geldi (mi?) Amacım tarihten güncelliğe bir sohbet ile röportajı sürdürmekti. Değişen ve değişmeyeni gözler önüne sadece geçmiş sürerdi düşüncesindeydim. Itır Erhart sorunun sonunda yaptığım ironiye dikkat çekerek cevapladı sorumu. “Kazanımlar var tabi, yani bir şeyler değişti ve bugün birçok konuda ilerdeyiz. En başında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi var mesela, oradaki eşitlik vurgusu var. “ Ben konuyu biraz daha derinleştirmek niyetindeydim ve Erhart bunun için bulunmaz Hint kumaşıydı. Ben lafını böldüğüm için dolayı özür dileyerek “ Itır hocam, kâğıt üzerinde verilen haklarla, reel yaşam arasındaki aynı olmuyor. Siyahîler insan haklarının ortaya çıkmasından yıllar sonra haklarına kavuşabildiler, mesele sizce de bunun aktif yaşama uygulanması değil midir? Erhart ufak bir süre gözlerini etrafta dolaştırdıktan sonra yumuşak bir ses tonuyla cevap verdi. “Tabi ki öyle, buradaki sıkıntı bu, kadınların seçme ve seçilme hakları bile ne zaman verildi. Suudi Arabistan daha çok yeni mesela, kadınlar geleneklerin ve dinlerin etkisiyle yüzyıllarca geri planda tutuldular, kazanımlar evet var ama yeterli değil hala.” Sorduğum soru çok basit cevaplanabilecek, fakat üzerine binlerce tez yazılabilecek bir soruydu. Çok geniş açılı girdiğimi fark ederek, temel sorunun oluşma nedenlerinden biri olan mülkiyet kavramı üzerine getirdim.  Itır Erhart bu soruyu sormamı bekliyormuş gibiydi. Daha doğrusu bu konu üzerinde önceden düşündüğü belliydi. Sorarken anladım bunu. “Kadınlar dünyadaki arazilerin sadece %1’ine sahipler. Mülkiyetin toplum hayatındaki ve tarihindeki yerini düşünürsek, kadınların özgürlüklerini ve haklarını bugün bile tartışıyor olmamızın arkasındaki nedenlerden biri de bu olabilir mi?  Tebessüm ederek ve oturuşu düzelterek devam etti. “Türkiye’de bu çok daha düşük bir rakam. Mülkiyet sizin de söylediğiniz gibi çok önemli bir kavram toplumda. Kadının mülkiyet hakkı olamamış ki, evinde oturmuş çocuk bakmış, kadının bırakın mülkiyetinin olmasını, özel yaşamı bile yok. Önder, toprak mülkiyeti önemli bir şey, bir şeye sahip olabilmek çok önemli, fakat kadın daima her konuda dışlanmış.” Mülkiyet ile haklar konusunda konuşmamız nihayetinde çok geçmeden Türkiye’ye geldi ve Ethart “…mesela “Cumhuriyet’in Kadınları” gibi batılı giyinen ve davranan bir kadın tipi oluşturulmaya çalışıldı. Devlet eliyle, kadınlara haklar verildi. Devlet verdi kadına haklarını….talep yok, “devlet eliyle bir feminizm var burada…Türkiye’de tek tip bir kadın üzerine gidildi. Mesela Halide Edip bu yüzden Türkiye’den ayrılmıştır... Evet, Atatürk’e kırgındır. “Devlet eliyle feminizm ilgimi çekmişti ve bende hakların bir lütuf olarak verildiği ya da çoktan bir “lütufçuluk” ile yasalaştırıldığını söylediğimde ise Erhart; “…bir veren ile alan durumu var, mesela Atatürk bir patriarkal figür, baba imajı, biraz daha ilerde tanrı mesela, resimlerde, sanattaki tasvirlerine bakın güçlü, beyaz bir erkek o da çok patriarkal… Erkeğin üstünlüğü daima vurgulanmış, bizim içinde değişen bir şey yok. ABD’deki kurucu büyükler gibi birçok ülkede bu durum söz konusu. Türkiye’de de verenler var, Osmanlı’da da feminist hareketleri görüyoruz tabi ama cumhuriyet yeni bir kadın tipi yaratmak için devlet eliyle feminizm yaptı. Şu anda Türkiye’de mesela İslamcı feminist gruplarda var, ilk zamanlarda böyle bir şey düşünülemezdi.” Ardından hazır Osmanlı’ya kadar uzanmışken konuyu,  kullanımlar üzerine getirmek için sözcüklerin etimolojik kökenlerine girmek istedim. Amacım beyaz ile siyahta olduğu gibi kadın ila erkek arasındaki kök-mana ilişkisine bakmaktı. Yanımdaki soru kâğıdımın üzerine TDK’ dan erkek ile kadının kelime manalarını not almıştım. Karşılıklar beni şaşırtmıştı sorularımı hazırlarken, şimdi aynı vurucu etkiyi Erhart’a da göstererek sohbetimizi başka bir kulvara sokma düşüncesindeydim.  Anlamları kendisine okumaya başladım.  1. Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen, erkek veya adam karşıtı: Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler. 2. Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan. 3. Hizmetçi bayan. 4. Bayan. Erkek ise;  1. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. 2. Sperma oluşturan organizma. 3. Yetişkin adam, bay, er kişi, kadın karşıtı: Erkekler gelince buraya, karılar işte böyle kaçar. 4. Koca: Kadın erkeğini uğurladı. 5. . Sözüne güvenilir, mert. 6. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı. 7. Sert, kolay bükülmez: Erkek demir, erkek bakır. Toplumları anlamak için dillerine bakmakta fayda var. Etimoloji bu anlamda çok açık verebiliyor. Erkek sözcüğünün kökü “erk”,  erk ise 1. Bir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar. 2. Sözü geçerlik, istediğini yaptırabilme gücü, nüfuz. 3. Bir bireyin, bir toplumun, başka birey, küme veya toplumları egemenliği, baskısı ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları belli biçimlerde davranmaya zorlama yetkisi veya yeteneği. Üstte koyu ile belirginleştirdiğim cümleler asıl “can yakıcı” noktalardı. Bunları okurken aramızda tartışıyorduk aynı zamanda. Erhart’ın daha önceden bu manaların üzerinde düşündüğü ve tartıştığı kesindi. Zaten en zor röportajlarda karşınızda konusuna hakim ve kaliteli biri varsa oluyor. Sorulan soruların karşı tarafı tatmin etmesi güçleştikçe, röportajınızda gelişmiyor, sıkışıyor. Sizin sorularınızın niteliği de bu bağlamda öne çıkıyor. Erhart ise beni sonuna kadar sabırla dinledi, konuşmamı kibarca bölerek; “Önder haklısınız evet, bu İngilizcede’ de böyledir. Woman-man’de olduğu gibi, hep erkek adları üzerinden türer. Dillere bu şekilde yerleşmiş, bu gelenekleri çok iyi yansıtır aslında. TDK beni şaşırtmadı ama verilen örnekler gerçekten ilgi çekici.” Erhart bu mevzu üzerinde fazla durmadı. Evet, dil bunun üzerinden şekillenmişti. Dili değiştiremeyeceğimize göre amaç zihinleri değiştirmekti. Türkçe bir iki örnek daha vererek bir sonraki soruyu geçtim bunun üzerine. Kendisinin de bir anne olduğunu bildiğim için sorum sanırım yerindeydi.“ Toplumda annelik teması bu kadar yüceltilirken kadınlığın aşağılanmasında sizce de paradoksal bir durum yok mu?” Bir süre düşündü ve az önceki kelime manalarına da kaynak göstererek; “…kadın toplumda her zaman anne olarak düşünülmüş, yani kadın için annelik her şey, doruk. Daha ilerisi yok, sen çocuğuna sahip ol, onu büyüt. Bundan dolayı annelik kadının asıl görevi olduğu için, kadınının yükselebileceği yer belli, statüsü önceden belirlenmiş, erkek için ise yol üstünde bir durak, daha ilerisi var. Kadın annelik ile çıkabileceği en yüksek statüye çıktığı düşünüldüğünden, kadının “top” noktası belirli, daha ilerisi yok". Erhart bu soruda toplumsal rol ile bir paralellikte kurmuştu. Kadının özgürlüğünü yine bu sebepten doğum kontrolüne ve cinsellikle bağdaştırmıştı. “Kadın doğum kontrolü ile doğurmayabildi. Yani çocuğunu kucağına almadan, cinsellik yaşayabilmeyi. Bu kadının toplumda anne olmadan da olabilmesini için önemlidir". Bugünlerde çokça tartışılan bir mevzu olan pozitif ayrımcılık hakkındaki düşüncelerini de sordum. Meclislerdeki kadın sandalyelerinden örnek verecektim lafı ağzımdan aldı. Erhart pozitif ayrımcılığın olabileceğini, fakat bunun erkeklerin haklarına zara verebilecek ölçüde olmaması gerektiğini üzerinde durarak belirti. “Erkek ile kadın eşitlenene kadar, hak yemeden olacaksa mümkündür.” diyerek ekledi.

İşaretlediğim bir diğer  soruyu sormakla sormamak arasında çok gittim geldim. Konumuzla ilgiliydi, kadının toplumdaki cinsel ve sosyal rolü için elzem bir konuydu. Fakat zor bir soruydu. Kafalarda çelişik kalıntılar bırakabilecek ve beş dakika da tartışılabilecek kadar da kolay bir soru değildi üstelik. Kendisine çok eşlilik ile ilgili düşüncelerini sordum. Bir an duraksadı ve düşündü, ardından meseleyi kadın boyutuyla ele almak için bu perspektifte bir cevap verdi. “Bu her zaman kadınların aleyhine olmuş, Arabistan’da çok eşlilik gibi. Ama bu hep kadınların zararına gerçekleşmiş. İnsan hakları açısından bakarsak, iki tarafında hakları yenilmediği sürece mümkün olabilir… poligamist değilim ama insan haklarını düşündüğümde ve eğer her iki taraf içinde bir mağduriyet söz konusu değilse olabilir. Ama bu benim “ideal” dünyam için böyle. Çok eşlilik en çok kadın ve çocukların aleyhine bir durum gerçekten. Itır hocamızın insan haklarına saygılı duruşu ve kimliğinin farkındayım. Kendisinin soruma verdiği cevap bu konuda yer yer ne kadar radikal olabileceğini bana göstermişti. Şaşırmamıştım. Temele her zaman eşitliği oturtan Erhart bu perspektifte bir yanıt vermişti. Birkaç şakalaşmadan sonra röportajın son sorusuna geçmek için, kendi kurduğu dernek olan Adım Adım hakkında konuşmak istedim. Kendisinin bu konuya gelince heyecanının arttığını fark ettim. Nasıl artmasın, onca yaptıklarından sonra. Elleriyle yavaş yavaş inşa ettiği çok önemli bir kuruluş bu. Gerçekten mütevazi olan insanlara yaptıkları büyük işlerle ilgili soru sorduğunuzda aldıkları o utangaç ve geçiştirici tavrı Erhart da aldı. Ben de lafı fazla uzatmayarak kadın hakları için de bir koşu kampanyası düzenleyip düzenlemediğini sordum. “Bizim direkt kadınlar için bir kampanyamız olmadı, 3 şey için koşuyoruz ve destek topluyoruz, ilki engelliler, ardından eğitim eşitliği ve son olarak çevre için. Engelliler bizim için çok önemli.  Ama doğrusunu söylemek gerekirse kadın hakları için özel bir kampanya yapmadık. Yaptıklarımızda ise genel bir fayda gözettik, ilerde yapabiliriz tabi. Neden olmasın." Ben ise kendisinin sadece kadınlar için değil, herkes için faydalı bir harekette bulunduğu söylediğimde ise başını hafifçe öne eğerek ve tebessüm ederek teşekkür etti.

Itır Erhart  Türkiye’nin gurur duyması gereken bir “fark yaratan” . Kadın olarak mükemmel bir rol-model, başarılı bir akademisyen ve iletişimci. Adım Adım ile “adım adım” iyi şeylere koşmak için çaba harcayan inançlı bir ruh. Bu arada Adım Adım demişken, kendisine destek olmasanız bile internet sitesini ziyaret edin.(http://www.adimadim.org/ ) Çünkü Erhart desteğin gücüne yürekten inanan bir insan, günümüzün Nightingale’i desek abartmış olmayız sanırım. Onun ün yapmış derslerini almak içinse sizi Bilgi Üniversitesine bekleriz.





2 yorum:

  1. Beni utandırdınız Önder. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  2. Asıl teşekkür etmesi gereken benim Itır hocam, her şey için teşekkürler

    YanıtlaSil